Merhaba Ziyaretçi; Bugün Saat
Önce Devlet Sonra Dernek Meselesi

Kocaoğlu’na göre; “Sosyal Politika, bir milletin kendisi ve fertleri için refa-ha giden yolu araştırarak, gerçek refah ve mutluluk seviyesine ulaştıracak dü-şünce ve uygulamalar paketidir.

Tuna’ya göre; “Sosyal Politika, sosyal zümrelerin cemiyet bütünü içinde yerlerini almaları ve bunları sosyal bünye ile kaynaştırmayı temine yönelmiş po-litikalardır.”

Günümüzde geçerli olan anlayışa göre; “Sosyal Politika, toplumun bağımlı çalışan, ekonomik yönden güçsüz ve özel olarak bakım, gözetim gereksinimi duyan kesimlerinin karşılaştıkları ya da karşılaşabilecekleri olumsuzluklara kar-şı korunmalarını öngören politikaları konu alan, sosyal bilim dalıdır.

İzlenilen sosyal politikaların gelişmişlik düzeyi, bir devletin sosyal, hukuk devleti ilkesini benimsemiş olmasının en güvenilir ölçütüdür.

Sosyal devlet ilkesi: Herkese, içinde yaşamakta olduğu toplumun olanak-larına uygun bir yaşam düzeyini sağlamakla kendini görevli bilen devlet anlayı-şıdır. Sosyal devlet, devletin sosyal barışı ve sosyal adaleti sağlamak amacıy-la, sosyal ve ekonomik yaşama aktif olarak karışımını meşru ve gerekli görür. Sosyal devlet, vatandaşın durumunu iyileştirir, insan onuruna yaraşır bir yaşam düzeyi sunar, sosyal güvenlik gereksinimlerini karşılar. Bunları karşıladığı ölçü-de sosyal devlet niteliği kazanır.

Hukuk devleti ilkesi: Toplumdaki bireylerin hiçbir ayrım gözetmeksizin ekonomik ve sosyal tüm haklara sahip kılınmasını, bu hakları özgürce kullana-bilmelerini hukuken güvence altına almakla kendini yükümlü gören devlet anla-yışıdır. Böyle bir yaklaşımla; koruma, bakım ve gözetim gereksinimlerinin kar-şılanması vatandaşlar için bir hak, devlet için bir ödev olacaktır.

Somut ve akılcı gerekçelerle geliştirilerek, hedeflerinin belirlenmesi  gereken politikaların, hitap ettiği kitleler içinde en yoğun olanı, ülke nüfusunun yüzde 12’sini oluşturan engelli kesimidir. Salt duygusal ve insancıl yaklaşımların inisiyatifinde sıkışıp kalan engelli politikaları, acıma duygusu ve imtiyaz içerikli olagelmiş ve toplumun engelli algısı engellilerin hep yardıma muhtaç insanlar oldukları yönünde gelişmiş, onur incitir düzeyde kalıplaşmıştır.

UÇÖ’nün 159 sayılı Sakatların Mesleki Rehabilitasyonu ve İstihdamı Söz-leşmesinde “sakat” sözcüğü uygun bir iş bulup elinde tutabilme ve o işte ilerle-me beklentisi fiziksel ya da düşünsel nitelikte bir yetmezliği nedeniyle önemli ölçüde azalmış kişiler için kullanılmıştır.

Fiziksel eksiklik veya bozukluk bazen yetenekler üzerinde olumsuz etki oluşturmayabilir. (Yapışık veya eksik parmak vb.) Kapalı, dar yer fobisi olan ki-şinin asansörde, yükseklik fobisi olanın yüksek bir yerde, cilt bozukluğu olanın parfümeri mağazasında çalışabilmesindeki güçlükler, işlevsel bağlamda sa-katlık olarak irdelenir. İşitme bozukluğu, görme bozukluğu, el, kol, ayaktan yok-sun olma fiziksel yetenekle ilgili sakatlıktır. Bellek bozuklukları, akıl ve ruh has-talıkları düşünsel yetenekleri etkiler.

Sakatlıklar nedenlerine göre sınıflandırılabilir. Doğuştan gelebilir. Sonra-dan edinilebilir. Böylece doğuştan gelen sakatlıklar, edinsel sakatlıklar olarak ikiye ayırabiliriz.

Etkinlikleri yönünden sistematize edilebilir: Bazıları yetenekler üzerinde bel-li bir ölçüde azalma ya da bozulmaya yol açar.

Kişinin yeteneklerini sınırlandıran ya da tümü ile ortadan kaldıran sakatlık-lar, hafif ve ağır sakatlıklar olarak sınıflandırılabilir. Hafif sakatlıkları, eş deyişle özürleri bulunanları, özürlüler olarak ifade edebiliriz. Sakatlık ve özürlülük kavramlarını da kapsar nitelikte,  engellilik kavramını bir çatı olarak gördüğümüzde, şu şekilde genelleyebiliriz

Engelliler: Bazı özelliklerden ya da toplumun sosyo-ekonomik koşullarından kaynaklanabilen nedenlerle, toplumsal yaşamda yer alıp, uyum gösterebilmelerinde bir sınırlılık ya da olanaksızlık bulunan kişilerdir. Renkleri, etnik kökenleri, dinleri, cinsel kimlikleri, inançları gibi sosyo-kültürel nedenlerle kişiler yaşadıkları top-lumda ayrımcı davranışlarla karşılaşabildikleri gibi, yeteneklerindeki bir yetmez-lik ya da eski hükümlü olma nitelikleri gibi bazı özellikleri yüzünden de genelde sosyal yaşamla bütünleşebilme, özelde ise çalışma yaşamına girip, entegre olabilme olanakları dardır.

Toplumda bireyler salt gelir sağlamak amacıyla çalışmaz. Çalışmak, başa-rılı olmak, kişiliğini, özgüvenini geliştirmek toplumdaki tüm bireyler için aynı za-manda bir gereksinimdir. Engellilerin çalışma yaşamında yer alabilmelerine yardımcı olmak ve onları korumak toplumsal yaşama enteg-re olmalarının ön koşuludur. Engelliler çalışma yaşamı içinde yer alabilmek için önce ai-lelerinin, iş arkadaşlarının, toplumdaki tüm bireylerin yardım ve gereksinimine ihtiyaç duyarlar. Kamuoyu vicdanı tarafından desteklenip, benimsenmelidirler. Medya ve gönüllü kuruluşların, kamuoyunu konu ile ilgili olarak bilgilendirerek, sağduyu ve duyarlılık oluşturmaları, üniversitelerin, konuya ilişkin bilimsel araştırmalar yapmaları gerekir.

İş yaşamındaki çeşitlilik, şüphesiz eğitimle birebir ilişkilidir. Bu güne kadar eğitim olanaklarından faydalanabilmiş engelli sayısı, toplam engelli sayısına oranla oldukça azdır. Bu azın içinde, başarı sınırını zorlayan engelliler ise oldukça çoktur. Demek ki eğitim imkanı eşit düzeyde sunulabilmiş olsa engellilerden üstün başarılar sergilemelerini beklemek haksızlık olmayacak.

Sivil toplum örgütlerinin, engelli istihdamı ve eğitimi konusunda, 20. yz’ın ortalarından bu güne kadar yoğun ve faydalı çalışmaları olmuştur. Bu gün, Avrupa’dan yamadığımız ve sadece teoride kalan politikalar sivil toplum örgütlerini de etkisizleştirmeye yol açarken, toplumdaki engelli algısı yönünden, acıma duygusu ve imtiyaz yargısının önüne geçememiştir.

Engellilere yönelik sosyal politikalar, engelli sivil toplum örgütlerinin fikirleri alınmadan üretilmiş politikalardır ve  yenidir. Yeni mevzuat-lar eskileriyle çelişebilir. Mevcut hukuki düzenlemeler taranarak, sınırlandırma-lar, engellemeler çıkarılmalıdır; beraberinde kendi sosyolojik yapımıza göre uyarlanmalıdır. Zira ülkeler arası sosyolojik farklılıklar gözden kaçacak kadar küçük değildir. Ülkeler arası farklılıkların olmasının yanı sıra, iller arasında bile sosyolojik farklılıklar mevcuttur. Bütün bu farklılıkların yanında standart bir politika geliştirilebilmesi için sivil toplum örgütlerinin özellikle devlet eliyle desteklenmesi ve özgürleştirilmesi gerekir; çünkü mesele sadece dernek meselesi değil aynı zamanda sosyal hukuk anlayışını taşıyan devletlerin öncelikli meselesidir.

Gerçeklerin acı vermediği bir memleket hayali ile..

BİLGİLER
tarafından 27 Şubat 2013 - 10:22 tarihinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Yazı Şuana Kadar 679 views kez Okunmuştur.
ETİKETLER
PAYLAŞ
Yorum yapın

Yorum yapma kapalı.

Üye Girişi
Kullanıcı Adı
:
Şifre
:
Şifremi Unuttum?
MANISA'da 5 Günlük Hava Tahmini
Köşe Yazılarımız

Anadolu’nun mucizesi 2

tüm yazıları için tıklayın...

ANADOLU’NUN MUCİZESİ

tüm yazıları için tıklayın...

Klişe de Olsa Doğru Doğrudur

tüm yazıları için tıklayın...

Görme Engellilerin Sosyal Hayattaki So..

tüm yazıları için tıklayın...

Önce Devlet Sonra Dernek Meselesi

tüm yazıları için tıklayın...
Anket
Altınokta Körler Derneğinin Çalışmalarını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?
Yeterli
Yetersiz
Kötü
İdare eder
Normal
Son Yorumlar